Kategoriler
Main page

House of dragon

House of dragon belkide HBO’nun en iyi dizisi. Dizi Game ıf thrones’un öncesini anlatmaktadır. Dizinin kadrosu birçok yeni ve eski oyuncuya ev sahipliği yapsa da dizinin ilgi çeken kısmı olan hikayenin önüne geçemiyor. 

Bu diziyi ilk izlediğimde “vay be” demiştim çünkü hikayesi geröekten de sağlam bir duvara dayanıyor. Bu duvar “hırs”. Hikaye hakkında çok fazla spoiler vermek istemiyorum, o yüzden başka bir özelliği ile devam edeceğim.

Bu dizi bence görsel efektler konusunda bir çığır açmış ve her şeyi bir üst seviyeye çıkarmış bulunuyor. 

Dizi bence 10/10

Kategoriler
Main page

Dear Edward

“Dear Edward”, Apple +’ın çıkardığı yeni bir dizi. Dizi bir uçak kazası sonucu yakınları ölen insanları konu alıyor. Dizinin şu ana kadar bir bölümü yayınlandı. İzlediğim kadarıyla şunu söyleyebilirim bu dizi izleyen herkesin ilgisini çekebilecek türden. Peki neden bu diziye şans vermelisiniz?

  1. Dizinin oyuncu kadrosu tanıdık isimlerden oluşuyor. Mesela “Orange is the New Black”ten tanıdığımız Taylor Schiling kadroda yer almakta. Ayrıca “The White Lotus”un ilk sezonundan bildiğimiz Connie Britton da yer almaktadır.
  2. Dizi bir çok hikayeye yer verdiği için bir olay üzerinde çok duramıyor. Bunun sonucunda karakterler her bölümde yeni bir sorunla yüzleşiyor.
  3. Dizi gerçekten de toplumun eksikliklerini ve ne kadar bozulduğunu gösteriyor.

İlk Bölüm Puan: 8/10

Kategoriler
Main page

Breaking Point: Tenis Belgeseli

Bence şu ana kadar yapılmış en iyi belgesellerden biri. Tek şikayetim keşke daha az insanların röportajı olsaymış.

Puan 8/10

Kategoriler
Main page

Outer Banks

Outer Banks bence boş zamanlarınız da izleyebileceğiniz çok güzel bir dizi. Hikayesi bence gayet güzel. Çekimler fena değil.

Puan 7/10

Kategoriler
Main page

Şahmaran

Bu dizi hakkında çok konuşmak istemiyorum çünkü güzelim hikayeyi anlatabilecekleri en kötü şekilde anlatmışlar. Yani yazık o kadar büyük potensiyali olan şeyi harcamışlar resmen.

Puan 2/10

Kategoriler
Main page

İyiler ve Kötüler Okulu

Yarın yayında…

Kategoriler
Main page

The Fallout:Konuşulması gereken bir film

Hbo bence bu senenin bomba filmlerden birini yapmış diyebilirim. “The Fallout” filmi ocak ayında çıkmasında rağmen geçtiğimiz günlerde izleme fırsatı bulduğum bir film. Film bütçesine rağmen bu sene çıkan yüksek prodüksiyonlu filmlere taş çıkartacak kadar iyi. “The Fallout” Amerikada gerçekleşen bir okul saldırısından sonra Ava karakterinin yaşadıklarını anlatıyor. Peki bu film neden bu kadar iyi?

Öncelikle film hakkında sevdiğim şeylerden biri kesinlikle hikayeyi Ava’nın gözünden izlememiz. Filmde Ava’nın her günkü gibi okula gider. Ondan sonra ders sırasında küçük kız kardeşinden bir mesaj alır ve acil bir durum olduğunu öğrenir. Kız kardeşini bu acil durumdan kurtarmak için kızlar tuvaletine gider ve ona yapması gerekenleri anlatır. Bunları anlatırken o sırada tuvbalette bulunan Mia’yı görür. Mia o gün gerçekleşecek olan fotoğraf çekimi için makyaj yapar. O sırada ikiside önce bir el silah sesi ardından ise 20-30 el arası silah sesi duyar ve hemen tuvalet kabinlerinden birine girerler. İkiside şok içerisindedir ve sesler devam ederken içeriye üstünde kan olan biri girer. Giren kişi kardeşi vurulmuş olan Quetindir. Vada ve Mia onu hemen kabinin içine alır ve saldırı bir süre sonra biter.

Filmin bu kısmından sonra bütün karakterlerin kişiliklerinin değişmini ve Ava’nın okulda çok önemsemediği kişilerin ölmesinden dolayı yaşadığı travma gösteriliyor. Filmde önce Ava’nın yaşanan bu saldırıdan sonra nasıl hissettiği ardından Mia ile kurduğu ilişki ve Quentinle kurduğu arkadaşlık işleniyor. Bunların yanı sıra ailesiyle olan sağlıksız iletişiminin sağlıklıya dönmesini de görüyoruz. Film saldırının neden gerçeklerştiğini açıklamıyor ve bunu açıklamayı kendine bir amaç olarak biçmeyip onun yerine yaşananların önemli bir sorun olduğunu ve bunlar için önlem alınması gerektiğini anlatıyor.

Filmde değinmek istediğim bazı karakterler var. Örnek olarak Mia karakteri. Mia, büyük bir evde tek başına yaşayan annesi babası sanatçı olup yılın büyük bir kısmı eve gelmeyen biri. Mia saldırıdan yaklaşık iki gün sonra Ava’ya evine gelmesi için bir mesaj atar. Ava geldiğinde aralarında geçen bir dialog dikkatimi çekti. Ava zile bastığında, Mia kapıda beklemesine rağmen sanki uzaktan geliyormuş gibi ayak sesleri yapar. Ardından Ava içeri girer ve Mia hemen Ava ya bir kadeh şarap koyar. Tam o sırada Ava, “Sende geceleri kabuslar görüyor musun?” der. Mia hiç beklemeden “Kabus görmek için önce uyumak gerekir.” der. Bu dialog dikkatimi çekti çünkü bu olaylar olmadan önce Mia okulda havalı ve özgüvenli biri olarak biliniyordu. Fakat bu olaydan sonra ailesinin bile onun yanına gelmeyip Pariste kalmaya devam etmesi ailesinin bile onu önemsemediğini gösteriyor. Bu yüzden de dışardakiler için kendine bir maske oluşturmuş olduğunu görüyoruz. Ayrıca hikaye ilerledikçe Mia’nın Ava ile kurduğu bağın gelişmesine ve beraber bu süreci atlattıklarını görüyoruz.

Mia dışında Ava’nın küçük kız kardeşi Amelia çok dikkatimi çekti. Çünkü olanlar Amelia’nın umrunda değil ve düşünmeden bazı durumlarda söylenmeyecek şeyleri bam diye söylüyor. Buna örnek olarak Ava henüz saldırının şokunu atlatamamışken ona saldırıda ölen kişilerin listesini gösteriyor. Ava bu durum karşısında bekleneceği gibi yıkılıyor. Amelia bu durumu öngerememesi bir yana yaptığı şeyin uygun olmadığını bile kavrayamıyor. Onun dışında Amelia aslında toksik popüler kültürle iç içe yaşayan biri. Buna örnek olarak Ava, Quentinle kardeşinin cenazesi hakkında mesajlaşırken Amelia aynı odada TikTok çekiyor. Bu kare aslında çok ironik çünkü bir taraf ölüm gibi bir konu ile uğraşırken öteki taraf dans ediyor. Bütün bunların yanı sıra Amelia aslında filmin sonlarına doğru kendini açıyor ve aslında tek istediğinin ablası ile vakit geçirmek onun desteğini ve varlığını hüssetmek olduğunu gösteriyor.

“The Fallout” bana göre karakterleriyle ve hikayesiyle öne çıkan bir film. Tabii bunlar dışında ışıklandırma, kamera açıları ve kıyafetler ortalama üzeri bir düzeyde hazırlanmış. Benim size tavsiyem eğer boş bir zamanınız varsa kaçırmamanız gerken bir film.

*****Buradan sonra filmin sonu ile ilgili düşüncelerimi anlatacağımdan. Spoiler almak istemeyenler burdan sonrasını okumasın!*****

Filmin sonunda Ava, Mia ile yazışırken bir anda telefonuna düşen mesajla şoka uğrar ve ağlar. Şoka uğrayıp ağlamasının nedeni telefonuna gelen mesajda başka bir eyalette bir okulda bir saldırı olduğunu ve 

Puan9.5/10

Kategoriler
Dizi İncelemesi

Wednesday: 13. Cuma’da doğan kız

Wednesday karakteriyle ilk tanışmam çok eskiye dayanmıyor.Bu yaz kuzenlerim ,ben ve kardeşlerim bir film izlemek istiyorduk. Netflix’e girdiğimizde gözümüze “Addams Ailesi” diye bir film çarptı. Filmin animasyon halini sinemada ve reklamlarda görüyordum. Bu filmin onun daha eski versiyonu olduğunu düşündüm ki haklıydım. Filmi izledikten sonra gözüme çarpan birçok şey oldu. Morticia Addams ve Gomez Adams’ın ilişkisi bunlardan bir tanesiydi. Aynı zamanda, Wednesday karakteri daha önce pek karşılaşmadığım bir kişiliğe sahip. Hareketleri, olaylara karşı takındığı tavırları veya ağzından çıkan herhangi bir cümle bile bir hayli kabaydı ama bunları küçük bir kızın söylemesi ise bu durumu hem tuhaf, komikti ve karakteri ilgi çekici kılıyordu. Filmi izlememizden birkaç ay geçtikten sonra karşıma bir haber çıktı ve haberde Netflix’in Wednesday’in başrolünde olduğu bir dizi yayınlayacağını gördüm. Hemen internete girdim ve dizide kimler oynuyor veya daha önemlisi kim tarafından yönetildiğini gördüğümde bu dizinin bir hayli başarılı olacağını anladım.Dizinin dört bölümünün yönetmeni, birçoğumuzun küçüklüğüne damga vurmuş olan Tim Burton’dı.Tim Burton gerçek anlamıyla bu tarz filmleri yapmakta ustalaşmış çok renkli karaktere sahip bir yönetmendi. Bu iş için biçilmiş kaftandı. Tim Burton dizinin sekiz bölümünün dördünü yönetmiş. Peki genel olarak Wednesday dizisi nasıl?

İlk önce hikayeyi inceleyecek olursam Wednesday’in korkutucu ve güzel kabalığını bir gizemle birleştirmeleri kesinlikle çok güzel olmuş. Hikayemiz Wednesday’in, Nevermore okuluna gelmesiyle başlıyor. Bu okul özellikle “outcast” olarak tanımlanan yani alışılmışın dışında bazı insanüstü özelliklere sahip çocuklar için yapılmış bir okul. Wednesday okula geldiğinde asi yapısından dolayı olay çıkaracağını düşünmüş olabilirsiniz ama olay onu buluyor. Wednesday ölümle burun buruna geldiği bir durumla burun buruna geliyor. Henüz Wednesday’in yanındakiler olayın şokunu atlatamamışken o çoktan bu olayın arkasında kimin ya da kimlerin olduğunu araştırmaya başlıyor. Olayı çözmeye çalışan Wednesday kendini büyük bir planın içindi buluyor. Nevermore’a karşı bir saldırı gerçekleşeceğini ve bu saldırının önüne geçebilecek olan tek kişinin kendini olduğunu öğreniyor. Hikaye genel hatları ile böyle. Hikaye karakterin farklı hiç görünmemiş bir tarafını ortaya çıkarmış. Şahsen, Wednesday’in bu yeni portrelenme şeklini çok beğendim. Wednesday’in kişiliğini ve havasını bozmadan anlatması da çok hoşuma gitti. Fakat dizinin her şeyi topalayıp bir sonuca bağlayacağı son bölümüne çok fazla içerik doldurmuşlar. Bu yükleme sonucunda dizinin sonunda beklediğiniz yüzleşme çok kısa bir şekilde oluyor. Bence bunu bir böülüm daha ilave edip çözebilirlerdi.

Dizide kullanılan kıyafetler çok özenli ve detaylı bir şekilde hazırlanmasının yanı sıra karakterlerin kişiliklerini ayırmada izleyiciye çok yardımcı oluyor. Mesela dizide Wednesday karakteri renklere alerjik biri olarak gösteriliyor ve ona göre de giydiği her şey beyaz ya da siyah. Hatta dizi de bütün okuldaki herkesin giydiği üniforma mavi-siyahken, onun giydiği beyaz ve siyah. Onun dışında Enid karakteri de giyimi ve karakteristiği birbiriyle çok bağdaşan başka bir karakter. Enid, Wednesday’in aksine daha renkli bir kişiliğe sahip bu yüzden de giydiği kıyafetler daha renkli ve daha göz alıcı oluyor. Bu kişiliklerindeki farkın kıyafetlerine taşınması izlediğimiz zaman aralarındaki zıtlığı ve beklenmedik şekilde kurdukları arkadaşlığı absürd kılıyor.

Dizi bana göre her ne kadar başarılı olsada “Addams Family” (1991) filminde Wednesday’i oynayan Chritina Ricci bence en iyi Wednesday.

Dizideki diğer her şey ortalama seviyede yapılmış. Dizi eğer eğlenmek ve biraz da gizem istiyorsanız tam size göre.

Puan: 9/10

Kategoriler
Dizi İncelemesi

The White Lotus İnceleme

Hatırlar mısınız ben Euphoria 1. Sezon İncelemesinde Hbo kötü bir iş yapmaz demiştim. Beni de yanıltılar. Yanılmışım.  Hbo da kötü iş yapar. The White Lotus, komedi-drama türü altında yayınlandı ama ne dramasını düzgün veriyor ne de komedisiyle bizi güldürüyor. Hiçbir sahne görevini doğru düzgün yerine getiremiyor. Peki gerçekten bu kadar mı kötü?

Öncelikle hikayeye bakalım. Hikayemiz, Hawaii’ye tatile gelen bir evli çift, annesinin küllerini dökmek isteyen teyze ve 4 kişilik bir aileyle birlikte ailedeki kızın arkadaşı da gelerek başlıyor. Şimdi hikayede çok fazla gıcık eden unsur bulunuyor. Mesela annesinin küllerini denize dökmek isteyen yaşlı teyze; bu teyze neredeyse bütün diğer karakterlerin tatilinin içine ediyor. Yani aslında konu dramatik bir şey ; kadın annesiyle vedalaşmaya çalışıyor. Cast seçiminden dolayı mı yoksa karakterin bir derinliğinin olmasından dolayı mı bilmiyorum ama bu karakter her çıktığında diziyi bırakıp gitmek istedim. Onun dışında diğer karakterlerinde çok büyük bir derinliği yok. Mesela hikayenin bir yerine kadar Paula (kızın arkadaşı) ve Kai (otelde çalışan bir Hawaiili) sevgili oluyor sonra adam sözde ailesini kurtarmak (Ucuz drama) için Paula’nın kaldığı odayı soymaya çalışıyor ama yakalanıyor. Yakalanınca Kai bir anda hikayeden çıkıyor ve Paula umrunda değilmiş gibi davranıyor. Ondan başka verdiği bütün travmaları veya olayları tam işlemeden hikaye bitiyor. O zaman niye böyle bir işe kalkıştınız anlamadım. Neyse hikaye kısacası kötü.

Oyunculukları, hikaye gibi beğenmedim. Abartılı bir şekilde oynamışlar bu da ne dramın seyirciye geçmesini sağlamış ne de hikayenin anlaşılmasını sağlamış. Bazı sahnelerde abartılı oynamasalarda karakterlerle hiç bağ kuramıyoruz çünkü sözde iyi olan karakterler bile yaptığı şeyin iyi olmasına inanmıyor ama bizim inanmamızı bekliyor. Saçmalık. Kısaca oyunculuklarda çok kötü.

Çekim tekniği, makyaj, kostüm ve müzik hakkında konuşabileceğim hiçbir şey yok. Hepsi normal (standart) düzeyde.

Puan: 4/10 (Yakışmadı Hbo)

Kategoriler
Dizi İncelemesi Main page

Euphoria 2. Sezon İncelemesi

Eveeet, geldik bir sezonun sonuna daha. Tam 8 hafta boyunca her hafta pazartesiyi bekledim ama sonunda değdi. HBO yine yapmış yapacağını ve harika bir sezonu daha önümüze koymuş. Bu sezon o kadar iyiydi ki 2. sezon yayınlanırken 3. sezon onayı da geldi. Bu sefer kaç yıl bekleyeceğiz? Neyse, şimdi üzülmek yerine gelin bu harika sezonu konuşalım.

Öncelikle hikaye ve sunum konusuyla başlayalım. Hikaye, bu sefer Rue’nun hep merkezde olmasından biraz sıyrılıp diğer karakterlere de yer vermeyi seçmiş. Bu da diğer karakterlerle bağ kurmamızı ve onların hayatlarında var olmamızı sağlıyor, bu nedenle de dizideki bazı bölümlerde Rue’dan çok diğerlerini ve onların problemlerine şahitlik ediyoruz. Örneğin tiyatro bölümünde Lexi’nin bakış açısından Rue’nun geçmişini görüyoruz ya da bu sezon genelinde Cassie, Nate ve Maddy arasındaki aşk üçgenini görüyoruz. Yani iş birazcık Rue’dan çıktı derken 5. bölümle bizi vuruyor. Rue’nun uyuşturucularının gittiğini anlayınca kriz geçiriyor. Ondan sonra annesi ve kardeşiyle kavga edip Jules ve Elliot’la olan ilişkisini bitirmesi belki de bu sezonun Rue için kırılma noktası. Şurada bir parantez açıp şunu söylemek istiyorum: hikayenin başında Rue ile Jules nasıl hemen barıştı? Jules değil miydi Rue’yu tren istasyonunda bırakan? Ben orada birazcık gurur beklerdim ama Rue’nun uyuşturucunun etkisinde olduğunu varsayıyorum. Sunumda beğenmediğim bir nokta ise bu sezonda, geçen sezondaki gibi 5-10 dakikalık introların her bölümde bulunmaması. İzlerken keşke Elliot’ın hikayesini de anlatsalardı dedim. Genel olarak duyguyu izleyiciye yansıtma konusunda ilk sezondan iyi ama hikaye anlatımında ilk sezonun altında kalıyor.

Oyunculuklar ise oldukça şaşırtıcıydı çünkü her bölümde farklı oyuncuların hiç beklenmedik performanslarla devleştiğini görüyoruz. Mesela bu sezon Lexi’yi oynayan Maude Apatow ve Austin Abrams çok iyi bir performans sergiledi. Özellikle de sezonun en iyi bölümü olan 7. bölümde (tiyatro olan bölüm) çok iyilerdi. Onun dışında Zendaya da 5. bölümde o kadar iyi oynadı ki Twitter’da “Give Zendaya her Emmy now” başlığı altında epey ilgi topladı. Anlayacağınız, burada her şey tadında.

Çekim tekniklerine değinecek olursak buraya sadece 7. bölümün linkini koyup ayrılabilirim ama bunun hakkında birazcık konuşmak istiyorum. Genel olarak ilk sezondan bir şey kaybetmesini veya 7. bölümü izlerken bu kadar üstüne koyacaklarını düşünmüyordum ama koymuşlar ama ne koymuşlar. Resmen 7. bölüme aşık oldum. Çünkü ışık kullanımı ve bazı göz ilüzyonları kullanılması ve gerçekle tiyatro arasındaki geçişlerde sahneyi daha iyi yapıyor. Müzikali de unutmamak lazım. Onun dışındaki bölümlerde daha çok bir önceki sezonu çağırıştırırken yine daha önceki sezonda da olduğu gibi farklı film veya dizilerden sahnelerin benzerlerine yer vermişler.

Kostüm ve makyaj ekibini de geçen sezonki gibi tebrik etmek istiyorum. Makyajlar benzer kalitede ama bu sezon Rue ve Jules’un canlandırdığı sahneleri orijinallerinden ayırmak zor. Nasıl bu kadar iyi olabilir? Bölümde “Titanik, Brokeback Mountain, Ghost‘s, Prince Charming and Snow White (Pamuk Prenses), Midsommar, Frida Kahlo filmleri; The Lovers II, The Birth of Venus resimleri gibi birçok yerden referanslar var ve tahminen hepsinin yapımı çok uzun olmuştur ama bunlar bölümde sadece 30-50 saniye gözüküyor. Bu da diziye gösterilen özeni ortaya çıkarıyor.

Müzik kısmına gelecek olursak bu sezonda kullanılan müzikler, önceki sezonla yine benzerlik gösteriyor fakat bu sefer müzikler o kadar aklımda kalmadı. Belki daha yoğun bir hikaye olduğu için müzikler o kadar dikkatimi çekmemiş olabilir. Zaten ilk sezon için Labrinth sezona özel bir albüm çıkarmışken bu sefer 3-4 şarkı çıkarmış.

Sonuç olarak kalitesini çoğunlukla koruyan ama bazı yerleri geliştirip bazı yerleri o kadar geliştirememesine rağmen bu yılın en iyi dramalarından biri. Euphoria 2. sezon karşınızda.

Puan: 9.0/10 (İlkini izlediysen izlersin)

Translate »